Dün gece kendimi biraz üzdüm, (artık) düşünmemem gereken şeylerin üzerine gittim, kabuğu kaldırdım. (bileklerinde kum torbalarıyla yürümeye çalışan bir tek ben olamam, değil mi?) seni düşündüm sonra. Serseriliğini, olmak istediklerinle olabildiklerin arasındaki mesafeyi, yüklerini, arzularını, günü yaşayan sen'le geleceğini düşünen sen'in yarattığı kakofoniyi...
Bir şeyler yapalım. bilmiyorum. bir şeyler işte... Güldürecek, hafifletecek, içindekini kusturacak, tedirginlik uyandırmayacak bir şeyler. İçmek mi, gezmek mi, fotoğraf çekmek mi, öylece oturmak mı, okumak mı, konuşmak mı, uyumak mı, her neyi istiyorsak... Aklın başka memleketlerde yaşa yine, bana anlat, bana sor, beni dinle, bana kız, bana söylen, beni iste.
Bunu merak ediyorum, iki insan tüm insanlığıyla (ve hatta yalnızlığı ve arazlarıyla) o hasretini çektiğimiz ortak paydayı bulamaz mı? Sahiplenme, sıfatlar, isimler takma isteği, kendini ait hissetme arzusu benim sıçtığım bok olamaz mı? Ben senin şu hayatta en dürüst olduğun, acıtacak kadar dürüst olduğun, tam da bu nedenle özgür olduğun sevgilin, arkadaşın, düşmanın, aynan olamaz mıyım? Sen olamaz mısın? Sana küfür edemez miyim, seni reddedemez miyim, sana ağlayamaz mıyım, aklımdan geçen bütün boku püsürü sana anlatamaz mıyım? En büyük yakınlık sevişmek mi, dahası yok mu?
Olduğunu görmem lazım, bunu kanıtlamam lazım, bunu yalnızca kendim için düşünmüyorum, senin de kendine borcun bu, pusulanı bulman için, bambaşka bir hayat hayalini kuran güzel beynin için de bu lazım sana. Sadece benimle mi, bensiz mi, buna sen karar verebilirsin ancak.
Ben bütün ciddiyetimle ve ciddiyetsizliğimle bunu tecrübe etmek istiyorum. beni üzmekten korkarsın, n’oluyo abicim, işler ciddiye biniyo, topuklamak lazım dersin, benim bildiğim sen der. bir kere beni üzmekten korkma, üzemeyeceğinden değil, köpekler gibi üzülürüm ben, ama o senin derdin değil, hem üzülmediğin bir hayat yok. Üstelik beni üzme ihtimalinin bile ağırlığını hissettiğin anda ben gitmiş olurum, sen merak etme. hiçbi bokun ciddiye bindiği falan da yok, "ciddi"nin ne olduğunu anlamıyorum artık zaten. Evlenmek mi, gelecek sözleri vermek mi, hepsini yaşadım, hepsini iki kuruşa satarım. Benim "ciddi"den anladığım tek şey, birini her şeyiyle sevmek, değer mi diye sormadan.
Ne istediğini henüz bilmiyor olabilirsin. ya da kimi istediğini. Belki gerçekten bilmiyorsun, belki de bilmek işine gelmiyor. Çünkü bilmek demek eyleme geçmek demek, ama hayat güzel, akıp gidiyor işte, bırak dağınık kalsın diyor olabilirsin. Ben bazen diyorum şahsen. bu noktada seni anlıyorum. ne istediğini gerçekten bilmiyor da olabilirsin, dert etme, öğrenemeden ölen insanlar var. Kolay bir şey de değil ayrıca. Bizimki tam bir postmodern dünya masalı. ihtimaller denizinde neyi, kimi istediğine nasıl emin olacaksın? İşte bu noktada ben bir bilgiyle -şunu istiyorum bilgisiyle- değil, biriyle yola çıkmak istiyorum. Bir bok koymuyorum çantama, her an adımı değiştirebilirim, sevgili de olabilirim, kahpe de. Yeter ki anlamı olsun.
Burada soruyorum allame-i cihana, birini/bir şeyi istediğimiz zaman karşılığında hep bir şey vermek zorunda mıyız? Sen beni istediğinde bir şeyinden vazgeçmek zorunda mısın? Özgürlüğünden mesela ya da yalnız kalma isteğinden ya da... Ben vazgeçmek zorunda mıyım? Hayatına zart diye dalmışsam, sen de memnuniyetle karşılamışsan, hesap defteri açılır mı illa? Hayır. Bunun peşindeyim işte, vermeden almanın, almayacağını bilerek verme cesaretinin. dürüstlüğün, iyi niyetin, saf isteğin ve diyaloğun.
Bana de ki, böyle bir dünya yok, unut bunu. Ya da de ki, var, mümkün, ama benimle değil. veya, tamam ulan, de.
Ya da siktir et, ben en iyisi kutuma gideyim.
*çözük düşünürlük / ekşi sözlük
*çözük düşünürlük / ekşi sözlük
...
YanıtlaSil