Cuma, Ekim 15, 2010

Camille

Ailesi onu deli ilan edip bir akıl hastanesine kapattı. Camille Claudel hayatının son otuz yılını tutsak olarak orada geçirdi. Bunun onun iyiliğine olduğunu söylediler. Buz gibi soğuk bir hapishane olan akıl hastanesinde resim yapmayı ve heykel yontmayı reddetti. 

Günahkar Camille öldüğünde hiç kimse ölüsünü almaya gelmedi. Camille'in sadece Auguste Rodin'in terk edilmiş sevgilisi olmadığının anlaşılması için yıllar geçmesi gerekti. Ölümünden neredeyse yarım asır sonra eserleri yeniden doğdu, dünyayı dolaştı ve insanları şaşırttılar: Dans eden bronz, ağlayan mermer, seven taş. Tokyo'da körler heykellerine dokunmak için izin istediler. Dokunduklarında heykellerin nefes aldıklarını söylediler.

Aristoteles; "Kadın deforme olmuş bir erkektir. Onda en temel unsur eksiktir: ruh." derken ne dediğini biliyordu. On beşinci yüzyılda plastik sanatlar, ruhsuz varlıkların girmesi yasak olan krallıklardı. Kadınlar bu şekilde engelleniyordu. Camille'in eserleri Rodin tarafından sahipleniliyordu, böylece krallık kapıları dolaylı olarak bir kadına açılmış oluyordu. 

Ancak Rodin'in var olan ruhu, bu ruhsuz ama büyük yeteneği kıskandı ve onu kendi iyiliği için akıl hastanesine kapattırdı. "Bir kadın her zaman bir kadındır, yani bir deli!" demek ki Erasmus da bunu söylerken ne dediğini biliyordu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder